Uzaktan Eğitim Nedir?
Dünyada Uzaktan Eğitim
Türkiye'de Uzaktan Eğitim
Uzaktan Eğitim Yöntemleri
Uzaktan Eğitimin Kurumsal İlkeleri
Uzaktan Eğitimin Tarihçesi ppt Sunu Dosyası
 


TÜRKİYE'DE UZAKTAN EĞİTİM

1927 -1960 yılları arasında bu alanda tartışma ve öneriler oluşturma evresini oluşturmaktadır. Bu yıllarda okuma yazmanın haberleşme yolu ile yaygınlaştırılması amaçlanmıştır. 1933-34 yıllarında mektupla öğretim kurslarının düzenlenmesi düşüncesi; 1950 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü çalışmaları; 1960 yılında orta dereceli meslek okulu mezunlarına üniversite olanağı sağlamak amacıyla mektupla öğretim yönteminin bu yıllarda dikkat çeken uygulamalarıdır.

1961 yılında MEB tarafından Mektupla Öğretim Merkezi kurularak öğretime başlamış, bu çalışmalar 1966 yılında Genel Müdürlük düzeyinde örgütlenerek sistem örgün ve yaygın eğitim alanında yaygınlaştırılmıştır.

1974 yılında Mektupla Yüksek Öğretim Merkezi kurulmuştur. Bu girişim yerini daha sonra Yaygın Yüksek Öğretim Kurumu'na bırakmıştır. Ancak, bu girişim de başarılı olamamıştır. 1983 yılında yürürlüğe giren 2547 sayılı Yüksek Öğretim Yasası ile Anadolu Üniversitesi bünyesinde bir Açık Öğretim Fakültesi açılmıştır. Bu fakülte, uzaktan eğitim konusunda öğretim, araştırma, yayın hizmetleri vermektedir.

1980 ve 1990'lı yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak hizmet veren Okul Radyosu ve TV Okulu örgün eğitimi desteklerken, isteyen herkese yaygın eğitim olanağı sağlamıştır.

MEB Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü bünyesinde çağ nüfusu dışında kalan bireylere uzaktan eğitim veren kurumlar ise;

  • 1992 yılında kurulan ve orta öğrenim diploması veren Açıköğretim Lisesi
  • 1997 kurulup, 1998'de öğretime başlayan ve 6., 7. ve 8. yıllarının öğretimini sunarak ilköğretim diploması veren Açık İlköğretim Okulu
  • Elektrik tesisatçılığı sertifikası veren Mesleki ve Teknik Açık Öğretim Okulu'dur.

UET’nin ülkemizdeki gelişimini daha iyi anlamak ve bundan sonrası hakkında fikir sahibi olmak için EĞİTEK ‘in ne olduğunu anlamalıyız.

EĞİTEK’İN KURULUŞU VE GÖREVLERİ

Yeni Türk harflerinin 1928' de kabul edilmesi ile Genç Cumhuriyet, okuma yazmayı tüm ülke coğrafyasına yaymayı hedefleyen bir seferberlik başlatmıştır. Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte eğitim anlayışında yaşanan köklü değişikler, çağdaş eğitim için gerekli araçların sağlanmasını da zorunlu kılmıştır. Bunun için 1930'lu yıllarda daha nitelikli bir eğitim için yurt dışından haritalar, tepegözler, deney araçları getirilir.

Konuyu eğitim ve ekonomi yönünden inceleyen Milli Eğitim Bakanlığı, 1950' li yıllarda yeni bir karar alır: Bundan böyle eğitim araçlarının üretimi yurt içinde yapılacaktır. Buna paralel olarak 1951 yılında görsel ve işitsel eğitim araçlarının üretilmesi ve çoğaltılması amacı ile 1951 yılında Öğretici Filmler Merkezi (ÖFM), 1952 yılında ilk ve orta öğretim düzeyindeki öğrencilere test soruları hazırlamak için "Test Bürosu" kurulmuştur.

ÖFM' de 1960 yılında film şeridi yapımına başlanır. 1962'de de bu merkezde filmlerin seslendirilmesine geçilir. Ardından "Radyo İle Eğitim Ünitesi" kurulur ve ÖFM' nin adı "Film Radyo Grafik Merkezi" ne dönüştürülür.

Eğitim dünyasında bu güne kadar geliştirilmiş en etkili kitle eğitim aracı televizyondur. FRGM televizyonla eğitim yayınlarına 1968' de TRT ile aynı yılda başlamıştır. Film, Radyo ve TV gibi modern ve güçlü yayın araçlarından eğitim ve öğretimde yaygın ve planlı bir biçimde yararlanarak hizmet vermeye başlayan merkezin adı "Film-Radyo ve Televizyonla Eğitim Merkezi" olarak değiştirilir.

1980'li yıllar gelindiğinde teknolojik gelişmeler dünyada ve ülkemizde yeni ufuklar açmış bilgisayar teknolojisi hızlı adımlarla çağımıza damrla çağımıza dam.Bilgisayar teknolojisindeki bu hızlı gelişim kısa sürede ulusal eğitimimize de yansımıştır. MEB'de bilgisayara ilişkin görev ve hizmetleri gerçekleştirmek, sınavlarla ilgili planlama, uygulama ve değerlendirmeleri yapmak amacı ile yeni bir başlangıç oluşturulur. Böylece 1952 yılında "Test Bürosu" adı altında kurulan ve uzun yıllar sınav hizmetleri yürüten kurumun yeni adı 1982 yılında "Bilgi İşlem Daire Başkanlığı" olmuştur.

1992 yılına gelindiğinde Film Radyo ve Televizyonla Eğitim Merkezi'ne Milli Eğitim Bakanlığı' na bağlı başkanlık statüsü verilir. Başkanlığa bağlı olarak, örgün eğitim dışında kalan yurttaşlarımızın uzaktan eğitim yöntemi ile lise eğitimi görmelerini hedefleyen "Açık Öğretim Lisesi" kurulur.

1990'lı yılların belirgin özelliği teknolojide yaşanan gelişim ve dönüşümlerle bilgisayarın günlük yaşamımıza girmesidir. Sayısal bilgilerin analizleri yanında bilgisayar bir eğitim aracı olarak da işlev görmektedir artık. Gelişmelere uygun olarak, Bilgi İşlem Daire başkanlığı 1992 yılında "Bilgisayar Hizmetleri ve Eğitim Genel Müdürlüğü" 'ne dönüştürülür

FRTEB uzaktan eğitim teknolojilerindeki gelişmeleri de izleyerek, bu teknolojilerin yurdumuzda uygulanabilirliği üzerine araştırmalar yapar. 1996 ve 1998 yıllarında gerçekleştirdiği "Birinci ve İkinci Uluslararası Uzaktan Eğitim Sempozyumlarıyla" bu alanda dünyaca ünlü isimleri bir araya getirir. Sunulan bildiriler kitaplaştırılarak ve CD Rom ortamına aktarılarak alandaki yazına önemli bir katkı sağlanır.

1998 yılına gelindiğinde farklı kollardan gelişerek büyüyen, Film Radyo ve Televizyonla Eğitim Başkanlığı (FRTEB) ile Bilgisayar Hizmetleri ve Eğitimi Genel Müdürlüğü, tek bir kurum çatısı altında birleştirilir. Kurum "Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü" adını alır. Kısa adıyla EğiTek doğmuştur.

EğiTek ülkemizin yetkin bir eğitim teknolojisi merkezi durumuna gelmesini hedeflemektedir. Eğitimde kullanılmak üzere her çeşit görsel, işitsel, bilgisayar tabanlı dijital eğitim aracını geliştirilmesi , üretilmesi çalışmalarını sürdürmektedir.

Eğitim ve öğretimin teknolojik gelişmelerle desteklenmesi, yaygınlaşması, niteliğinin yükseltilmesi, açık öğretim ile örgün öğretim arasında işlevsel bağlantı kurulması için gereken araştırma, planlama, uygulama, değerlendirme çalışmaları, merkezi sistemle yürütülen resmi yerleştirme ve bitirme sınavları, bakanlığın merkez ve taşra örgüt birimlerini bilgi işlem etkinliklerine ilişkin görev hizmetlerini yürütmek de EğiTek' in görevleri arasındadır.

Bu Çerçevede:

  • Radyo programları,
  • Ses kasetleri,
  • TV programları,
  • Teleteks yayınları,
  • Video paket programları,
  • Slaytlar,
  • Fotoğraflar,
  • Albümler,
  • Basılı Materyaller,
  • CD rom,
  • Web sayfası yayımları ve üretimleri sürdürülmektedir.

2000' li yıllar bilgisayarın ve bilgisayar temelli eğitim ürünlerinin gündelik yaşamda yaygınlaşmasını ve bu araçların kullanımının okulda öğretilmesini gündeme getirmiştir. EğiTek bu gereksinime yönelik olarak eğitimcilere eğitimde bilgi teknolojilerini kullanımına ilişkin seminer ve kurslar düzenlemekte, bilgisayar donanım ve yazılımlarını öğretmek üzere formatör öğretmenlerin yetiştirilmesi çalışmalarını da sürdürmektedir.

Ülkemiz okullarının bilgisayar donanımına sahip ama müfredata uygun yazılımdan yoksun birer teknoloji yığınağı durumuna düşmemeleri için ders yazılımları geliştirilmiş , satın alınmış ve okullara ulaştırılmıştır.

Milli Eğitimi Geliştirme Projesi kapsamında bir çok okulda bilgisayar destekli eğitim çalışmaları yoğun biçimde yürütülmüştür. Müfredat Laboratuar Okulları ve Bilgisayar Deneme Okulları projeleri ile yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır. Temel Eğitim Programı kapsamında ise "Bilgi Teknolojisi Sınıfları" kurulmakta ve ülke geneline yayılmaktadır.

EğiTek, MEB' in web sayfalarını oluşturmaktadır. Bu web sitesi üzerinde MEB ile ilgili her türlü bilgiye erişilmekte, AÖL, AİO, MTAO ve diğer merkezi sınavların sonuçları ve öğretmen atamaları öğrenilmekte, elektronik posta gibi internet hizmetlerinden yararlanılabilmektedir

Başa Dön
Uzaktan Eğitimin Türk Eğitim Sistemindeki Gelişim Süreçleri

Türkiye'de uzaktan eğitim çalışmalarının içinde bulunduğu durumu gereğince anlayıp değerlendirebilmek için, konuya tarihsel bir perspektiften bakmakta ve sorunu bu açıdan değerlendirmekte yarar vardır. Son iki yüzyıllık Türk Tarihi; bir yapısal, toplumsal dönüşüm ve çağdaşlaşma tarihidir. Osmanlı İmparatorluğu tarafından modernleşme yolunda orduda girişilen ilk sınırlı değişiklikleri tanımlayan ıslahat hareketi, daha sonra Cumhuriyet döneminde, Atatürk'le birlikte inkılap hareketine dönüştü. İnkılap terimi, toplumun geleneksel yaşayış biçimlerini, kavramlarını çağdaş batı akılcılığının fikirlerine göre toptan değiştirmeyi amaçlayan bir devlet kuramını ifade ediyordu ( Özdil, s.15, 1986 ).

Yapılan birçok araştırma şunu göstermektedir ki, gelişmekte olan Türkiye, eğitim alanındaki çağdaşlık ve uygarlık sunan gelişmeleri kendi eğitim sisteminde uygulamaktan geri kalmamıştır. Bu çağdaş gelişmelerden bir tanesi de uzaktan eğitimdir. Türkiye'deki ilk uzaktan eğitim çalışmaları 1924 yılında Dewey'in sunduğu "Öğretmen Eğitim Raporu" ile gündeme girmiş, 1927 yılında kavram olarak oluşmaya başlamıştır ( Alkan, 1997 ). Daha sonra, çalışmalar durma noktasına gelmiştir. Fakat 1950 yılından sonra çalışmalar hızlanmış ve bu konudaki uygulama çalışmalarının hazırlıkları başlamıştır ( Isman, 1997 ). Bu araştırmada, uzaktan eğitimin, Türk eğitim sistemindeki gelişim süreçleri üç ana boyutta incelenmektedir :

  • Kavramsallaşma süreci
  • Mektupla öğretim süreci
  • İletişim teknolojilerinin kullanımı süreci

Kavramsallaşma Süreci

Türkiye’de uzaktan eğitim konusundaki gelişmeler ülkenin sosyo-ekonomik şartlarıyla orantılı gitmektedir. Bu konudaki gelişmelerin, cumhuriyetin ilanından sonra başlayan bir dizi yenileşme hareketleriyle ülkemize davet edilen yabancı uzmanların tavsiye kararlarıyla başladığı görülmektedir. Bunlardan ilki, öğretmen yetiştirme ve halkı okur-yazar hale getirmekti. Bunun için ilk olarak 1924 yılında “Tevhid-i Tedrisat” kabul edildi. Bu kanun eğitim-öğretimi birleştirerek okur yazarlık oranının arttırılmasını ve herkesin eğitim ve öğretimden faydalanmasını teminat altına alıyordu. Yine aynı yıl yabancı uzman raporları özellikle de J. Dewey’in öğretmen yetiştirme konusunda uzaktan eğitimi teklif etmesi, uzaktan eğitim kavramıyla tanışmamızı sağlamıştır. Bir ikinci teklif ise, 1927 yılında okuma yazma öğretimi için "Muhabere Yoluyla Tedrisat" uygulanmasıdır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında çok düşük olan okur-yazarlık oranının artırılması, 1928 yılında 1353 sayılı kanunla kabul edilen yeni Türk Alfabesi’nin tüm yurdu en kısa zamanda öğretilmesi ve yeni alfabe ile okuma yazma oranının artırılması için yapılan ilk çalışmalar, uzaktan eğitim alanındaki ilk hareketler olarak karşımıza çıkmaktadır.

1933-34 yıllarında yurdumuzda inceleme yapan komisyonun hazırladığı raporun eğitimle ilgili bölümünde, okul açılması ekonomik görülmeyen yerlerde oturanların, teknik bilgi ve genel kültürlerini geliştirmek için mektupla öğretim kurslarının açılması önerilmiştir.

Daha önceleri şura niteliğinde toplanan "Heyet-i İlmiye"lerde yaygın eğitim konusu tartışılmıştı. 1939 yılında ilk defa toplanan Milli Eğitim Şurası’nda da bu konuya değinilmiş ve fakültelerin halkevleriyle yoğun ilişki kurmaları, Anadolu’da üniversite haftaları düzenlenerek yetişkinlerin eğitilmesi konusu teklif edilmiştir.

1949’da toplanan IV. Milli Eğitim Şurası’nda demokrasi eğitimi üzerinde durulmuş, halkın bu konuda okul dışında eğitilmesi gereği belirtilmiştir. Bu nedenle Milli Eğitim Bakanlığı Teşkilatı’nda yaygın eğitim için bir birim kurulması teklif edilmiştir. 1950 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsüne İş Bankası’nın desteğiyle bir bankacılık kursu açılması ve bu kursun da uzaktan eğitimi yapılması düşünülmüştür. Bu süre içinde uzaktan eğitim tartışmaları kavram boyutunda sürmüş fakat gerçek anlamda bir uygulamaya geçilememiştir.

VI. Milli Eğitim Şurası’nda (1957) yaygın eğitim konusu ayrıntılı olarak incelenmiş ve yaygın eğitimin amacı, ilkeleri, yöntem ve araçları açıklanmış, çalışacak personel ve personelin yetiştirilmesi üzerinde durulmuştur. VI. Milli Eğitim Şurası’ndan sonra uzaktan eğitim ile ilgili öneri yada uygulamaların arttığını söyleyebiliriz. Bunda yaygın eğitimin tanımının yada anlamının bu şura ile daha açık ve ayrıntılı olarak açıklanmasının da etkisi vardır. Çünkü bu döneme kadar çalışmaların, uygulamadan çok kavram boyutunda olduğunu görüyoruz. Yine bu dönemde bir çok öneri karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan biri, orta dereceli meslek okullarından mezun olanlara üniversite kapılarını açmak amacıyla mektupla öğretimin kullanılması, bir diğeri ise, öğretmenlerin hizmet içi eğitiminde "uzaktan öğretim"den etkili bir yöntem olarak yararlanılmasıdır. Bu amaçla, Milli Eğitim Bakanlığı Mesleki ve Teknik Öğretim Müsteşarlığı’na bağlı İstatistik ve Yaygın Müdürlüğünde, mesleki ve teknik alanlarda sınırlı olmak üzere 7 Kasım 1960’da deneme niteliğinde faaliyete başlamış, 1962’de ise merkez yönetmeliği yürürlüğe konmuştur. 1962’de toplanan VII.Milli Eğitim Şurası’nda yaygın eğitimin ülkemiz için önemi, amacı, tanımı üzerinde durulmuş ve okullara devam edemeyenlerin bilgilerini arttırmak ve daha ileriye yükselmek isteyenlerin mektupla öğretim görmesi tavsiye edilmiştir. Özellikle son iki Milli Eğitim Şurası’nda alınan kararlara bakacak olursak UNESCO’nun 1959-1960 yılı raporunun ve Eğitim Milli Komisyonu Yönetim Kurulu’nun 1960-1961 yılındaki raporunun etkisi olduğunu görebiliriz.

Komisyonun "yaygın eğitimle ilgili ana politika tespit edilmeli ve politikayı yurt ölçüsünde yürütecek bir teşkilatlanmaya gidilmelidir." açıklamasında bulunduğu ve özellikle yetişkinlerin eğitiminde "Sürekli Eğitim"in benimsenerek iyi vatandaş yetiştirilmesi gerektiği doğrultusunda ifadeleri gündeme getirilmesinin sonrasında toplanmış olması VII. Milli Eğitim Şurası’nda ağırlıklı olarak bu konularda kararlar alınmasını sağlamıştır.

Yaygın eğitimle ilgili olarak VII. Milli Eğitim Şurası’nda yapılan ilk teklif de dikkati çekmektedir. Tekliflerden biri, yeni başlayan Mektupla Eğitim Merkezi kuruluşunun iki yıllık bir süre denemeden sonra yapılması ve bu süre içinde elde edilen sonuçlara göre geliştirme planları hazırlanması. Başka bir teklifte, çıraklık kanunun uygulanması sırasında, zorunlu olarak verilmesi gereken teorik meslek dersleri ile ilgili kursların Mektupla Eğitim Merkezi tarafından faaliyete geçirilmesi idi. Bu tekliflerden ilkinin öngörülen süre sonunda gerçek anlamda uygulanmaya geçtiğini görüyoruz, ikinci teklifte 3308 sayılı Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kanunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Sonuç olarak belirtecek olursak, 1950’li yıllara kadar, uzaktan eğitim genel olarak kavram boyutunda kalmış olup bununla ilgili çeşitli kararlar alınmıştır. Bundan sonraki uygulamalar, alınan kararlar doğrultusunda yapılmıştır.

Mektupla Öğretim Süreci

Türk eğitim sistemi içindeki ilk uzaktan eğitim uygulamaları 1950 yıllarda başlamıştır.bu yıllarda yüksek öğretime olan taleplerin kendisini yüksek sesle duyurmaya başlaması ve klasik okulların bu talepleri karşılayamayacak durumda olması nedeni ile Milli Eğitim Bakanlığı "Mektupla Öğretim" uygulaması çalışmalarını başlatmıştır. Mektupla öğretim uygulamasına geçilmeden önce, mektupla öğretim ileri ülkelerin programları incelenmiş, uygulamalar üzerine bilgi edinilmiştir. Bu girişimlerden sonra, ilk mektupla 1958-1959 öğretim yılında özellikle Ankara dışında bulunan bankacılar için ilk defa mektupla öğretim kursları uygulanmıştır. 1960 yılında Milli Eğitim Bakanlığı, Mesleki ve Teknik Öğretim Müsteşarlığı bazı teknik konuları öğretmek, orta dereceli meslek okulu mezunlarına yüksek öğretim imkanını sunmak üzere girişimde bulunarak, İstatistik ve Yayım Müdürlüğü bünyesinde uzaktan eğitim yapmayı amaçlayan Mektupla Öğretim Merkezi Kurulu’nu kurmuştur.

Bu deneme niteliğindeki çalışmalardan sonra, 1962 yılında toplanan VII.Milli Eğitim Şurası’nda okullara çeşitli sebeplerle devam imkanı bulamayan okul çağındaki çocukları, yetişkin yurttaşlardan mesleki bilgi ve kültürünü arttırmak isteyenleri, daha yüksek derecedeki mesleki ve teknik okulları dışardan bitirme imtihanlarına girmeye imkan sağlamak, çalıştıkları iş yerlerinden ayrılmadan bilgilerini arttırmak ve daha yüksek kademelere ulaşmak isteyenlerin mektupla öğretim yolu ile yetiştirilmelerinin kararlaştırılmasından sonra MÖM yönetmeliği çıkartılmıştır. 1966 yılında girildiğinde Mektupla Öğretim Merkezi genel müdürlük olarak örgütlenmiş ve mektupla öğretimini örgün ve yaygın eğitimde başarı ile uygulanmıştır. Bu uygulama ile teknik alanda; radyo, otelcilik, beslenme, daktilografi, teknik resim, kooperatifçilik ve elektrik tesisatçılığı, tekniker okulunu bitirme, sınavlara hazırlık olarak da; ilkokul öğretmenliği ve lise edebiyat bölümünü bitirme için öğretim yapılmıştır.

VII. Milli Eğitim Şurası’nda alınan kararlardan sonra mektupla eğitim daha planlı olarak uygulanmaya başlanmıştır. 1974 yılında ki önemli gelişmeler Mektupla Yüksek Öğretim Merkezi’nin kurulması, 8 Mayıs 1974 tarihinde de Deneme Yüksek Öğretmen Okulu’nun eğitime başlamasıdır. Deneme Yüksek Öğretmen Okulu’nun kurulmasının asıl amacı Türkiye’de köklü bir uzaktan eğitim kurumu oluşturmaktı. 1974-1975 öğretim yılında orta öğretim kurumlarını bitiren yaklaşık 45.000 öğretmen adayı Deneme Yüksek Öğretmen Okulu’na kayıt olarak uzaktan yüksek öğretime başlamıştır. Mektupla Yüksek Öğretim Merkezi’nin kurulmasıyla üniversitelerdeki yığılmayı önlemek amaçlanmış ve merkezin çalışmalarının televizyonla desteklenmesi planlanmıştır. Fakat zamanla iki uygulamanın da yetersiz olduğu düşünülmüş ve 1975 yılında çalışmalarına son verilmiştir.

Aynı yıl (YAYKUR) Yaygın Yüksek Öğretim Kurumu kurulmuş ve Deneme Yüksek Öğretmen Okulu ile uzaktan öğretime başlayan öğrencilerde bu kuruma devredilmiştir. Mektupla öğretim, açık yüksek öğretim, dışardan bitirme ve örgün yüksek öğretim programlarını bünyesinde toplayan YAYKUR bu programlar sayesinde çeşitli branşlarda orta öğretim öğretmenliği, ilkokul öğretmenliği, teknik ve sosyal bilimler ile yabancı diller alanlarında uzaktan yüksek öğretim hizmeti vermiştir. YAYKUR’un bu eğitiminde, danışmanlık hizmetleri ve uygulamalarında yazılı materyaller, televizyon, radyo ve ses bantları kullanılmıştır. Fakat Milli Eğitim Temel Kanunu 42. maddesinde "Genel, mesleki ve teknik yaygın eğitim alanında görev alan resmi, özel ve gönüllü kuruluşların çalışmaları ve arasındaki koordinasyon Milli Eğitim Bakanlığı’nca sağlanır" ifadesi YAYKUR’un bağımsız ve açık bir üniversite olmasını engelleyerek düşünüldüğü kadar yayılmasını engellemiştir. Adı Yaygın Yüksek Öğretim Kurumu olan fakat istenilen yaygınlığı ve gelişmeyi sağlayamayan YAYKUR!un 1979 yılında çalışmalarına son verilmiştir. Gerek Mektupla Öğretim Merkezi’nin, gerekse Deneme Yüksek Öğretmen Okulu’nun kurulmasındaki temel düşünce Türkiye için çağdaş bir uzaktan eğitim kurumu ortaya çıkarmaktı. Ancak bu girişimlerin akademik çevrelerce ve kamuoyunca olumsuz karşılanmış olması, yalnızca Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmen ihtiyacını karşılamak üzere, öğretmen yetiştirme ile sınırlı kalmasına neden olmuştur. Bu uygulamanın ilk yılında öğrenciler temel bilgi kaynağı olarak yalnızca basılı materyaller (ders notu ve kitaplar) kullanmışlardır. 1975 yılının sonuna gelinirken yalnızca basılı materyaller ile yapılan uzaktan eğitimin yeterli olmadığına inanılmış, uygulama Bakanlıkça durdurulmuştur. Daha sonra yapılan planlı ve çağdaş uygulamalarla, mektupla öğretim yöntemi günümüze kadar, "Açık Öğretim Fakültesi" ve "Açık Lise" uygulamaları ile günümüze kadar getirilmiştir.

Fakat bu uzaktan eğitim uygulamaları ve yeni teknolojinin eğitimde kullanılmasına da son verildiği anlamını taşımamaktadır. Nitekim X. Milli Eğitim Şurası’nda da yaygın eğitimin örgün eğitimini tamamlayan bir sistem olarak geliştirilmesine karar verilmiştir. Şura sonrasında ise 2547 sayılı yasa gereğince uzaktan yüksek öğretim görevi üniversitelere verilmiştir ki bu yaklaşım Türkiye’de uzaktan eğitimin gelişmesi açısından ve iletişim teknolojilerinin kullanılması bakımından önemli bir gelişme noktasıdır.

İletişim Teknolojilerinin Kullanım Süreci

Görsel ve işitsel kitle iletişim araçları olan radyo ve televizyon; toplum yaşamına önce haberleşme aracı olarak girmiş, geniş toplulukları etkileme özelliklerinden dolayı eğitimde de etkili biçimde kullanılmıştır. Bu kullanım ilk dönemlerde fazla düzenli ve sistemli değilken, eğitimin amacını gerçekleştirecek düzeye ancak belli bir süre sonra ulaşabilmiştir.

Radyo yayınlarının başlayabilmesi, uzun deney ve çalışmalar sonucunda gerçekleşebilmiş, çeşitli aşamalardan geçilerek bir dizi deneme yayınları ve kısa süreli yayınlar yapılmıştır. Sürekli ilk radyo vericisi 2 Kasım 1920'de ABD'de çalışmaya başlamış, bu yayından sonra düzenli yayın yapan istasyonların sayısında hızlı bir artış olmuştur. İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği, Almanya v.b. ülkeler bu gelişmeleri izlemiştir ( Aziz, s.7-9, 1982 ). 1927 yılına kadar radyo yayınına başlayan Arjantin, Avustralya, İtalya, Japonya, İsviçre, İsveç gibi ülkeler arasına Türkiye de katılmıştır. Yayın olarak radyonun Türkiye'ye girmesi fazla gecikmemiş ancak, radyo ile yapılan eğitim uygulamalarına aynı dönemlerde başlanılamamıştır.

Türkiye'de 1927 yılında başlayan radyo yayınlarına baktığımızda TRT öncesi ilk düzenli yayınların kırsal kesime yönelik olduğunu görmekteyiz. İçerdiği konular ve uzun süreli yayın olması bakımından ilk eğitsel amaçlı yayın olarak 1941 yılında, kırsal kesime yönelik "Ziraat Takvimi" programı yapılmıştır. Ankara yapımı olan bu program, 1952 yılında İstanbul yapımı ve yine kırsal kesime yönelik bir başka sohbet programı takip etmiş, bunu 1954 yılında Radyo Dairesi ile Tarım Bakanlığı'nın ortak çalışması olan "Köyün Saati" programı izlemiştir ( Aziz, s.89-90, 1982 ). 1961 Anayasasıyla getirilen yasal düzenleme, Anayasa'nın "Radyo ve Televizyon İdaresi, kültür ve eğitime yardımcılık görevinin gerektirdiği yetkilere sahip kılınır..." şeklindeki 21. Maddesine dayanılarak, 1964'te TRT'nin yeniden örgütlenmesinden sonra, radyodaki eğitsel amaçlı yayınlarda artış gözlenmiştir.

Televizyonla verilen eğitsel nitelikli yayınlar ABD'de 1953 yılında, İngiltere'de ise doğrudan okul programlarına paralel programlar olarak 1957 yılında başlamıştır. 1967 yılına gelindiğinde, ileri düzeyde eğitim vermeyi amaçlayan programlar yapılmıştır ( Aziz, s.125-126, 134, 1982 ). Fransa ve İtalya'da da bu tür yayınları görmek mümkündür. 1964 yılında İran'da Eğitim Bakanlığı; eğitici televizyon yayınlarına başlamış, İran televizyonu, eğitici televizyon programları ile okullara eğitim yapma görevini de yüklemiştir ( Eğitim Der, s.26, 1992 ).

ABD'de 1956 yılından itibaren televizyon kolejleri ile projeli yayınlar dönemi başlamış ve yararlı olduğuna kanaat getirilerek bu tür projelerin geliştirilerek devamına karar verilmiştir.

Türkiye'de ise bu tür projeler için öneri ve teşebbüslerde bulunulmuş ancak beklenen verime ve başarıya ulaşılamamıştır. Bugün televizyonu Fransa, ilkokuldan üniversiteye kadar kapalı devre şeklinde kullanmaktadır. Eğitimde 1950'lerde uygulamaya konan bu teknolojiden birçok ülke yararlanmaktadır. Mikro Öğretim, Tele Okul, Açık Üniversite, Açık Lise, Kıtalar arası okul, Videoteks, Teleteks, Telekonferans gibi kavramlar, teknolojinin eğitime kazandırdığı yeni boyutları göstermektedir.

Dünyadaki teknolojik gelişmelerin baş döndürücü bir hızla devam ettiği yüzyılımızda, bilgisayarların eğitimde kullanılması eğitime yeni bir boyut kazandırmıştır. ABD ve Japonya'da bilgisayar teknolojisindeki gelişmeler büyük bir hızla eğitime transfer edilirken ülkemizdeki bilgisayarlar okul müdürlerinin odasına hapsedilmekte veya şifre konularak adeta bilgisayarlardan yararlanılmasının önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Adı geçen ülkelerde "iletişimli video" ( interactiv video, Desktop Video Conferencing veya CU-See-Me ) sistemli bilgisayarlar sınıflara girmiş, "sanal gerçeklik" (Virtual Reality ) denilen bilgisayar programlarıyla tıp öğrencilerine kadavrasız anatomi dersleri gösterilmektedir.

Bilglsayarlar, televizyon sistemleri eğitsel amaçlı uydular, tele iletişim, bilgi işlem sistemleri, veri bankaları ve veri tabanı sistemleri gibi yeni uygulamalar, yeni teknolojik uygulamalara örnek olarak gösterilebilir. Çoklu ortamlar, video, video-teks, etkileşimli video, telefaks, eğitim teknolojileri merkezleri, program geliştirme laboratuvarları , öğretme makineleri, robotlar, benzeşim ortamları gibi örneklerden de eğitim teknolojisinin ortam boyutu ile ilgili birkaç yeni uygulama olarak bahsedilebilir ( Alkan, s.32-33, 1997 )

Uzaktan eğitimde bilgisayar ortamına dayalı teknolojiye bakıldığında; telefon, uydu, fiber optikler, entegreli sistemler, dijital iletişim ağı ( Integrated systems digital network ), CD-Rom ve video disk olduğu görülmektedir. Bilgisayar destekli öğretim ve bilgisayara dayalı öğretimi de kapsayan bilgisayar yardımlı öğrenme ( computer aided laerning ), E-Mail, bilgisayar konferansı, işitsel grafikler, veri tabanları ve çoklu ortamlar bilgisayar ortamına dayalı uzaktan eğitim uygulamalarına birer örnektir.

Başa Dön

 
 

 Copyright © 2004 BOTE